CNN TÜRK Haber Koordinatörü İdris Arıkan şu ifadeleri kullandı;
Şimdi bakın, burada işte bu ülkeleri tek tek görmek mümkün. Zaten başta Türkiye’yi koyuyoruz. Tabii, elbette ev sahibi olarak. Ev sahibi olarak en son da belki de bugünlerdeki tartışmanın en çok tartışmanın olduğu ülkelerden Amerika Birleşik Devletleri. Niye? Külfet paylaşımı diye bir mesele döndü. Yani bu ne demek? “Savunma harcamalarının %5’ini NATO’ya verin, ortak olun, buradaki bütçeyi, buradaki parayı bir şekilde yönlendirin ve bizim uluslararası eksendeki mücadelemizde bize destek verin” diyor Amerika Birleşik Devletleri diğer NATO ülkelerine. Bunu teker teker baktığımızda da kimi ülkelerin kabul ettiğini, kimi ülkelerin kabul etmediğini görürüz.
Şimdi aklıma gelmişken mesela örneğin işte İspanya’nın bu %5 savunma harcaması için eleştirileri var. İspanya’nın eleştirileri nelerdir %5’e? Yani şimdi şöyle bir şey var. Şunu söylemek lazım. Burada tek tek baktığımızda, tüm ülkelerin aslında katılım yılı, bakış açısı, örneklendiriliyor. Bundan bu sürece nasıl katıldığı aslında aklımıza fikrimize tam bir oturuyormuş gibi görünüyor. İşte 1949 yılından bahsediyoruz.

Bu ne demek? 1948, işte 1945 II. Dünya Savaşı sonrası kurulan bir süreçten bahsediyoruz. Amerika Birleşik Devletleri’nin o dönemde Sovyet Rusya’sına karşı bu NATO kapasitesini bir şekilde ortaya koyduğunu bunun merkezli ama sanki Amerikan düşüncesi içerisinde oluşturulduğunu söylemek gerekiyor.
Bugün işte 342 milyon nüfusu olan %3,4 savunma harcaması olan NATO’nun en büyük askeri gücü olarak tanımlanan bir ülke Amerika, Birleşik Devletleri ve ama şunu söylüyor. Biz diyor dünyadaki operasyonlarda dünyadaki işte karşı bir alan oluşturmamızda karşı bir savunma gücü oluşturmamızda diğer ülkeler bize destek vermiyor. Bu desteği bize sağlaması gerekiyor.

Diğer ülkelerin burada İran Savaşı döneminde ciddi eleştirileri oldu Avrupalı müttefiklerine. Ya şimdi şöyle bir şey var. Şimdi müttefiklerin ABD savunma sanayinden alım yapmasını istiyor. Buradaki İran meselesine baktığımızda bu, özellikle İran meselesi üzerinden okuduğumuzda ve Çin meselesi üzerinde de okuduğumuzda açıkça söylemek lazım. Burada Avrupa’nın desteğini almamış bir Amerika mantığının olduğunu söylemek.
Bu noktada Batı Avrupa’dan Almanya’ya bakacak olduğumuzda bu sınır Şimdi Almanya tabii aslında II. Dünya Savaşı’nda yenilen ama işte Batı Almanya gözüyle bir şekilde NATO’ya biliyorsun II. Dünya Savaşı bittiği zaman Almanya’nın başkenti bir yerden ikiye bölünmüştü. İkiye bölündüğünde bir tarafı Sovyet Rusya elindeydi.

Şimdi 1955 yılına baktığımızda biz Batı Almanya’nın bir şekilde NATO’ya katıldığını çünkü Sovyet tehdidinin çok net hissettiğini görüyoruz. Bugün de baktığımızda aslında o günden bugüne çok da fazla değişen bir şey İkinci Dünya Savaşı özelinde. Tabii olmadığını görüyoruz. Niye? Çünkü işte 84 milyon nüfusun var ama askeri olarak kapasiten var mı? Bu kapasiten var mı? Cidden o tartışılır bir durumda. Şunu söylemek lazım. Burada Almanya özellikle Polonya ile birlikte. %5 hedefini savunma sanayi hedefini tutturmaya çalışan ülkelerin destekleyen ülkeler arasında görünüyor. Niye? Çünkü Rusya-Ukrayna Savaşı 2022’de başladı ve sonrasında gelinen süreçte şunu gördük ki biz, şunu gördük ki biz buradaki süreçte bir şekilde Almanya Rusya’dan Rusya’nın tehdidinden net şekilde kendini kurtarmaya çalışıyor. Kendini bir şekilde çok net bir şekilde hissediyor. Bunu da söylemek lazım. Avrupa’nın en büyük ekonomisi ve NATO’nun da lojistik merkezi. Ama şöyle bir şey var. Askeri yok. Yani askeri ve savunma anlamında bir durumu yok. Ama şu anda biz ne konuşuyoruz? NATO işte 1.0’ı konuştuk. 1949 itibariyle NATO kurulduğunda 90’ların Sovyetlerin yıkılmasıyla birlikte NATO 2.0’ı konuştuk. Bugün geldiğimiz noktada NATO 3.0’ı konuşuyoruz. Ne konuşuyoruz? İşte Rus Rusya tehdidi, Çin tehdit, İran’ın durumu, ayrıca dünyanın değişmesi, yapay zeka, robot tehdidi. Bugün Ukrayna Savaşı’ndan bahsediyoruz işte. Ukrayna Savaşı’nın bir şekilde temel nedenlerinden bir tanesinin Ukrayna’nın NATO’ya girme talebi olarak tanımlandığını Rusya tarafından biliyoruz. Bugün o cephede ne görüyoruz biz? Şunu görüyoruz. Rusya, Ukrayna Savaşı’nda özellikle robotlar çok net şekilde kullanılıyor. Zaten 3.0 da bir yazılım dili aslında.
Yani dilinde lingvistik olarak bile aslında yapay zekanın artık gelişen gücü işlenmiş NATO’ya. Evet, ama şöyle bir şey söylemek lazım. Mesela bunun savaş alanına yansımasını görüyoruz biz. Nasıl görüyoruz? Bugün savunma harcamasını işte 2, 2, 2,1 görerek görüyoruz ama Almanya şunu söylüyor bir şekilde. Artık bu Rusya-Ukrayna savaşından sonra biz bu 5’e razıyız ama bir şekilde dönemsel bir şekilde bunun net bir şekilde ilerletilmesi lazım. İşte kademe kademe arttırılması, %5 hedefinin tutturulması gerekiyor diyor. Aslında 3,5 savunma harcaması, 1,5 da ilintili harcamalar deniyor değil mi? Tabii tabii yani evet öyle baktığınızda bir de şöyle söylemek lazım. Geçmişten beri biz ne biliyoruz?
Almanya, özellikle bölgenin işte askeri anlamda şeyi askeri anlamda değil savunma anlamında sanayi anlamında itici gücü. Bugün geldiğimiz noktada tehlike altında olduğunu hisseden bir duruma gelmesi aslında çok dikkat çekici. Biz bugün bugüne kadar biz neyi gördük? Bugüne kadar şunu gördük. Rusya’nın sınırlarımız yok açıklamasını gördük. Putin’in işte Putin’e sorulduğunda Rusya’nın sınırları nedir?
Putin ne diyor? Avrupa’nın sınırları yoktur. Yoktur diyor. Yani bu açıdan baktığımızda Avrupa’nın bir şekilde tepkili olması, Avrupa’nın bir şekilde bu korkuyu yaşaması aslında çok da normal görünüyor. Buradan Avrupa Birliği üyesi olmayan bir müttefike Birleşik Krallığı birkaç yıl önce işte çıkan Brexit’te çıkan Birleşik Krallık’a bakmak lazım. Tabii Birleşik Krallık aslında nükleer gücü olan üç NATO ülkesinden bir tanesi.
Hani buna baktığımızda asıl gücünün nükleer kapasitesi olduğunu bildiğimiz bir ülke. Her ne kadar iç siyasette özellikle başbakanlık koltuğu işte birkaç yıldır birkaç kere değişse de hükümet sıkıntıları yaşansa da ülkede bir krallık olduğunu bilmemiz lazım. Çünkü yani gelecek ama son zirvesi olacak, yani nasıl söyleyeyim ziyaret zirvesi gibi olacak. Ama tabii Birleşik Krallık bir devlet ve o devlet yapısı içerisinde alınan kararlar sürdürülebilir gibi görünüyor. Tabii. Onu da söylemek gerekiyor.

Türkiye’nin bir Birleşik Krallık’ta ortak bir gündemi var. Avrupa Birliği üyesi olmayan devletleri NATO içindeki bazı meselelerde dışlamayın tipinde. Bu konuda hani bu zirvede bir gelişme görebilir. Türkiye’nin bir beklentisi var bu konuda. Onu söyleyeyim yani Türkiye’nin Avrupa ülkelerinden bir beklentisi var. İşte geçmişte Avrupa Birliği Türkiye’nin üye olunması kaynaklı bazı sıkıntılar var. İşte Güney Kıbrıs Rum Yönetimi var.
Yunanistan’ın tavrı var ama şu anda durum daha kritik gibi görünüyor. Bu anlamda özellikle NATO konusunda ve Avrupa Birliği içerisindeki savunma sanayi adımları açısından Türkiye’ye destek verilmesi sanki daha olası gibi görünüyor. Bir de hani şöyle söylemek lazım.
Amerika’dan sonra belki Türkiye’yi katmazsak NATO içerisindeki işte katılım yılı 1949’daki başlangıç yılı en güçlü, en kapasiteli ülke olarak karşımıza çıkan bir ülkedir. Birleşik Krallık. O yüzden de hani açıklamaların ciddiye alınması normaldir demek lazım.

Macron’u da bekliyoruz, gelecek. Zirve marjında gelecek. Şimdi Macron tabii tartışılan bir lider. Hatırlar mısın bilmiyorum. NATO’nun beyin ölümü gerçekleşti demişti. Evet, öyle bir açıklamada bulunmuştu. Beyin ölümü gerçekleşti dedikten sonraki gelinen süreçte bugün savunma harcamasının 2,1 olduğunu bir şekilde Avrupa’nın özerkliğini savunduğunu 68 milyon nüfusunun yüksek olduğunu, askeri anlamda aslında diğer muadil ülkelere göre kapasitesinin olduğunu ama çok net bir Afrika yenilgisi sonrasında Afrika’da birçok bölgeden çekilmeye çalıştığını biliyoruz. Çekilmek zorunda kaldığını biliyoruz lejyonerlerinin.
O bölümün Rusya’nın karşısına nükleer güç sahibi bir ülke olarak ki hatırlarsan Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere ve Fransa’dan bahsediyoruz nükleer güç sahibi olabilecek ülkeler arasında. Burada etkili bir Durum olmaya etkili bir etkili bir yaklaşım olduğunu söylemeye çalış çalışmak gerekiyor.

