Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Lahey’den Ankara’ya: NATO 3.0 nedir?

ABD’nin 34. Başkanı Dwight Eisenhower, 1951’de NATO’nun ilk Avrupa Müttefik

ABD’nin 34. Başkanı Dwight Eisenhower, 1951’de NATO’nun ilk Avrupa Müttefik Kuvvetleri Yüksek Komutanı sıfatıyla konuşurken, ittifakın yeni kurulan komuta yapısı bünyesinde Avrupa’ya yerleştirilen ABD birlikleri on yıl içinde dönmemiş olursa bütün projenin başarısız sayılacağını söylemiş, ABD desteğinin amacının Avrupa’nın kendini savunma iradesini ve kapasitesini yeniden ayağa kaldırmak olduğunu belirtmişti. Kurucu komutanın gözünde Avrupa’daki ABD varlığı yalnızca inşaatlarda kullanılan bir iskeleden ibaretti ve Avrupa kendini savunabilecek hale geldiğinde bu iskele sökülecekti. Aradan geçen yetmiş beş yılda ABD birliklerinin Avrupa’dan ayrılması bir yana, bu iskele binanın taşıyıcı kolonuna dönüştü ve ittifak, 7-8 Temmuz’da Ankara’da toplanırken aynı soru halen cevap arıyor: Avrupa kendi “ağırlığını” ne zaman taşıyacak?

NATO 3.0 NEDİR?

Washington’ın bu Avrupa sorusuna verdiği yanıt, “NATO 3.0” adı altında kavramsallaştırılıyor. NATO’nun dönemsel yapılarına yönelik bu çerçeveleme, bir doktrinden ziyade ittifak sözleşmesinin değişen güç dağılımı altında yeniden müzakeresi olarak okunmalı. Müzakerenin şartları en açık ifadesini Şubat 2026’da Brüksel’deki NATO Savunma Bakanları toplantısında Elbridge Colby’nin konuşmasında buldu. Terimin kendisi ise sanılandan eski. NATO Genel Sekreter Yardımcısı Alexander Vershbow daha 2012’de, Lizbon ve Chicago zirvelerinin ardından ittifakın küresel ortaklıklara açılan bir NATO 3.0’a doğru yol aldığını söylüyordu. Vershbow’un kastettiği, Colby’nin bugün geride bırakmak istediği modelin doğrudan kendisiydi, yani küresel ortaklıklar ve kıta dışındaki misyonlar üzerine kurulu bir ittifak. Colby’nin tarif ettiği ittifak yapısında ise, ki bugün yeni NATO 3.0 ile de bu kastedilmektedir, Avrupa kendi konvansiyonel savunmasının asli sorumluluğunu üstlenecek, ABD ağırlığını anavatan savunmasına ve Hint-Pasifik’te Çin’in caydırılmasına verecek, ABD ile Avrupa arasındaki ilişki bağımlılık arz eden bir yapıdan ortaklığa evrilecekti. Colby aynı konuşmada ittifakın tarihini de yeniden yazdı. Anlattığı hikayede Soğuk Savaş’ın caydırıcılık odaklı NATO 1.0’ı, 1989’da Berlin Duvarı’nın yıkılmasıyla misyonunu yitirmiş ve Balkanlar’dan Afganistan’a uzanan müdahalelere yönelen, Avrupa devletlerinin görece kısıtlı askeri bütçelerini sineye çeken bir NATO 2.0’a dönüşmüştü. NATO 3.0 ise son otuz beş yılın alışkanlıklarından uzaklaşıp kuruluş dönemine yakın bir modele dönüşü öngörüyordu. Farkında olsun ya da olmasın çizdiği çerçeve Eisenhower’ın iskelesine geri dönüyor ve bu anlatıya göre ortada bir devrimden çok, Washington’ın kendi diliyle söylenirse, tarihsel bir düzeltme var.

İlginizi Çekebilir

Düzeltmenin geldiği aşamayı doğru okumak da en az kavramın kendisi kadar önemli. Zirve öncesi yorumlarda sıkça başvurulan yol ayrımı metaforu da ittifakın halen bir yön arayışında olduğunu ima ediyor. Oysa yön tercihi geçen yıl oybirliğiyle yapıldı ve Ankara Zirvesi’nde ülkelerin önünde artık bir yön sorusu durmuyor. Zirve daha çok, seçilmiş bir yolda yürümeye devam edilip edilmeyeceğinin sınanacağı bir “tamam mı devam mı?” sorusuyla şekillenecek. Nitekim NATO Genel Sekreteri Mark Rutte de zirveyi, Lahey’de verilen teminatlara yönelik bir teslimat ve uygulama zirvesi olarak tanımlarken, Ankara’nın Lahey’den bile önemli olabileceğini, zira taahhütte bulunmakla taahhüdü yerine getirmenin aynı şey olmadığını söyledi.

Rutte’nin işaret ettiği taahhütlerin adresi, Haziran 2025’teki Lahey Zirvesi’ydi. Otuz iki müttefikin tamamı, en az yüzde 3,5’i çekirdek savunma gereksinimlerine, yüzde 1,5’i kadarı altyapı, dayanıklılık ve savunma sanayii gibi güvenlik bağlantılı alanlara gitmek üzere gayrisafi yurt içi hasılanın (GSYH) yüzde 5’ini savunmaya ayırma taahhüdüne imza attı. Söz konusu yol ayrımı fikriyatının işaret ettiği dönüşüm burada yaşandı.

ÜLKELERİN SAVUNMA HARCAMALARINDAKİ DEĞİŞİM NE GÖSTERİYOR?

NATO ülkelerinin savunma harcamalarına yönelik veriler söz konusu dönüşümü gösterir nitelikte. 2015 ile 2025 arasındaki savunma harcaması değişimi milli gelire oran üzerinden kıyaslandığında, otuz iki müttefikten otuz birinin savunma harcamasının GSYH içindeki payını artırdığı ve payı gerileyen tek ülkenin ABD olduğu görülüyor. Avrupalı müttefikler ve Kanada kolektif savunma yatırımını 2014’te GSYH’lerinin yüzde 1,4’ünden 2025’te yüzde 2,3’üne taşıdı. Rutte’nin hesabıyla son on yılda 1,2 trilyon dolarlık ek harcama yapıldı ve yalnızca 2024’ten 2025’e geçişte yüzde 20’lik, 139 milyar dolarlık bir artış yaşandı. Tablo aslında 2022’de başlayan Rusya-Ukrayna Savaşı’yla şekillenmeye başlamıştı ve Trump’ın ikinci dönemi de süreci başlatmaktan ziyade hız kazandırdı.

Ankara’nın gündemi de Lahey’de atılan imzadan sonrasına göre, bir tamamlayıcı olarak kurulmuş durumda. Zirvenin üç önceliği savunma yatırımlarının artırılması, transatlantik savunma sanayii üretiminin güçlendirilmesi ve Ukrayna’ya desteğin sürdürülmesi diye sıralanıyor. Kimi müttefiklerin yüzde 5 hedefine takvimin çok önünde, daha 2026’da ulaşması beklenirken zirvenin derdi harcamanın miktarından çok doğru kabiliyetlere yönelmesini güvence altına almak. Zirvenin ilk günü olan 7 Temmuz’un neredeyse tamamının savunma sanayii forum ve görüşmelerine ayrılması ile üretimin, tedarikin ve teknolojik entegrasyonun liderler oturumundan daha fazla vakit alması, ittifakın ağırlık merkezinin bildirilerden fabrikalara, tedarik sistemlerine ve test hatlarına kaydığına işaret ediyor.

Tarihi NATO Zirvesi’nde karar günü! Trump: İran’la ateşkes bitti

YÜZDE 5 OKUMASI NE KADAR DOĞRU?

Rusya-Ukrayna Savaşı’nın en öne çıkan dersi, uzun bir çatışmada sınai kapasitenin destek fonksiyonu olmaktan çıkıp bizatihi muharebe gücüne dönüştüğüydü. Bir katman üstte, savunmayı otuz yıl boyunca dış politikanın aksesuarı olarak görmüş Avrupa siyasi sınıflarının caydırıcılığı yeniden devlet aklının merkezine koyup koyamayacağı sorusu duruyor. En üstte ise bütün katmanları çerçeveleyecek çatı bir fikriyat ihtiyacı yer alıyor. NATO 3.0, ittifakın kolektif olarak neyi caydırdığına, yük paylaşımı sağlandıktan sonra ABD taahhüdünün neye benzeyeceğine ve yeterli paylaşımın kriterlerine dair henüz bir cevabı olmayan, kavramdan çok slogan niteliğinde bir çerçeve. [1] O boşluk doldurulmadıkça yüzde 5 de stratejisi olmayan bir muhasebe kalemi olarak kalacak.

Ne var ki meseleyi yüzde 5’e hapsetmek de yanıltıcı olur. Bütçe gerekli koşul olsa da tek başına yeterli olmaktan uzak ve paranın nasıl harcandığı, tedarik süreçlerinin hızından sanayi kapasitesinin ölçeklenmesine ve Avrupa içindeki mükerrerliklerin giderilmesine kadar (FCAS-GCAP, Sky Shield-SAMP/T, Eurofighter-Rafale gibi), en az miktarı kadar belirleyici. Öyle ki, Avrupa orduları ABD’nin kullandığı yaklaşık 30 ana silah sistemi türüne karşılık 178 farklı tür işletiyor. Tank özelinde ABD’nin tek ana muharebe tankına karşı Avrupa’da 17 farklı model var. Tüm bunlar salt yüzde 5 okumasının etkin çıktıları olmasını engelliyor. [2]

Ankara’da görülecek olan da imzaların kabiliyete, kabiliyetlerin doktrine, doktrinin de tutarlı bir ittifak fikriyatına tercüme edilip edilemeyeceği. Bunlar gerçekleşirse NATO 3.0 slogandan stratejiye evrilmeye başlamış demektir, cevap muğlak kalırsa sorgulanacak olan yolun kendisinden ziyade onu yürüyecek takat olacak ve aradaki farkı önümüzdeki on yılın Avrupa güvenlik mimarisi gösterecek.

1: https://www.lawfaremedia.org/article/nato-3.0–a-tagline-in-search-of-a-concept

2: https://securityconference.org/assets/02_Dokumente/01_Publikationen/MSCEuropeanDefenceReport2017.pdf, 11. Sayfa.