ABD ve İsrail’in İran’a yönelik hamleleri, yalnızca askeri bir çatışma olarak değil; küresel enerji ve ekonomi dengelerini etkileyen daha geniş bir mücadele olarak değerlendiriliyor. Uzmanlara göre süreç, enerji piyasalarında hâkimiyet mücadelesine dönüşmüş durumda.
“BU SAVAŞ KÜRESEL ENERJİ VE EKONOMİ SAVAŞINA EVRİLDİ”
Dr. Zekeriya Şahin, sürece ilişkin değerlendirmesinde şu ifadeleri kullandı:
“Özellikle bu savaşı değerlendirdiğimiz zaman ABD-İsrail ortaklığının İran’a olan savaşı aslında bir bölgesel veya işte ülkeler arası bir savaş olmaktan ziyade küresel bir enerji ve ekonomi savaşına evrildi. Doğal olarak küresel anlamdaki bu petrol ve enerji arzlarının etkileri tüm dünya piyasalarında olumsuz karşılanmaya çalıştı. Yani burada ABD’nin yapmaya çalıştığı bir unsur da enerji üzerinde bir hâkimiyet, hegemonya kurmak.”

ENERJİ PİYASALARINDA DALGALANMA
Enerji piyasalarındaki yükselişe dikkat çeken Şahin, fiyat artışlarının küresel etkisine vurgu yaptı:
“Bunun tabii birkaç nedeni var. Sizin de dediğiniz gibi petrol piyasalarında %7,9’luk artış, doğalgazda Avrupa piyasalarında %11’i geçen keskin yükselişler var. Burada özellikle Trump’ın yapmak istediği bir takım uygulamalar var. Biz şimdi özellikle petrol ve enerji sevkiyatları üzerinde bir hegemonya kurmaya çalışıyor ama bununla birlikte daha büyük oynadığı bir oyun var.”
ABD’NİN STRATEJİK HEDEFLERİ
Şahin, ABD’nin enerji üzerinden daha geniş bir strateji yürüttüğünü belirterek şunları söyledi:
“Özellikle yapmaya çalıştığı bir enerji piyasalarında tekel oluşturmak. İki, petro-dolar anlaşmasını garantiye almak. Çünkü petrol satışlarının dolar üzerinden yapılmasını sağlamak. Keza Çin Yuan’ı ve diğer ülke birimlerine, özellikle İran riyaline karşı bir gard almak. Çin yuanına karşı bir gard almak. Çin’in bölgesel hâkimiyetini de zayıflatmak gibi çok önemli, daha büyük oyunların peşinde bir ABD’yi görüyoruz bölge üzerinde.”

ÇİN REKABETİ VE KÜRESEL DENGE
ABD’nin Çin’e karşı ekonomik hamlelerine de değinen Şahin şu değerlendirmede bulundu:
“Keza Çin’in 2030 yılındaki dünya ekonomisinde 1. sıraya yükselme hedefi ve petrole olan %70’lik bağımlılığını da kontrol altında tutmaya çalışan bir ABD oyununu görüyoruz. Bunları üst üste koyduğumuz zaman hem Çin’in bölgedeki diplomatik nüfuzunu kırmış olacak, hem Çin yuanının güçlenmesini engelleyecek, doların güçlenmesini sağlayacak.”
RUSYA VE ABD AVANTAJLI, KÖRFEZ RİSK ALTINDA
Şahin, enerji denkleminde bazı ülkelerin avantaj elde edebileceğini ifade etti:
“Bununla birlikte de dünya piyasalarında bir tekel oluşturmak gibi daha büyük bir operasyonun içine girmiş bir ABD görüyoruz efendim. Burada en avantajlı ülkelerden biri Rusya ve ABD olur. Enerji ve doğalgaz sevkiyatlarında, petrol ve doğalgaz sevkiyatlarında. Ama şunu unutmamak lazım; İran’ı siz devre dışı bırakmaya kalktığınız andan itibaren Körfez nedeniyle, özellikle Hürmüz Boğazı, Basra Körfezi ve Umman Denizi nedeniyle bütün Körfez ülkelerini de bu noktada zayıflatmış olursunuz.”

ENERJİ KORİDORLARI VE TÜRKİYE’NİN ROLÜ
Enerji hatlarının kısa vadede değiştirilemeyeceğini belirten Şahin, Türkiye’nin stratejik konumuna dikkat çekti:
“Şu an herhangi bir enerji koridoru oluşturmak öyle bugünden yarına yapılabilecek bir durum değil efendim. Yani yıllar alan bir yatırım ve yıllar alan bir inşaat ve hat kurma, boru hattı olabilir, farklı sevkiyat kanalları olabilir. Bu basit bir olay değil, yılları alabilir. Ama bundan sonraki süreçlerde şöyle bir avantaj Türkiye için çok önemli. Özellikle orta hat dediğimiz Çin’in Kuşak Yol Projesi içerisinde yer alan ve stratejik konumda olan alternatif bir rota olması münasebetiyle Türkiye’nin öne çıkması söz konusu burada.”
İRAN’IN DEVRE DIŞI KALMASI VE OLASI SONUÇLAR
Şahin, İran’ın enerji denkleminden çıkarılmasının sonuçlarına da değindi:
“Elbette ki fiyatlar ve İran gazını veya İran’ın petrollerini devre dışı bırakmak başta Rusya olmak üzere ve Amerika olmak üzere bu ülkelerin işine yarayacaktır. Bununla ilgili olarak Donald Trump’ın büyük projeleri bu yönde olacaktır.”

