ABD Merkez Bankası’nın (FED) politika faizini sabit bırakma kararı ve sonrasında verilen mesajlar piyasalarda geniş yankı uyandırdı. Ekonomist Abdulkadir Develi, FED’in karar metni ve Başkan Kevin Warsh’un açıklamalarını değerlendirirken, faiz politikası, enflasyon, altın fiyatları, petrol ve Türkiye’deki işsizlik verilerine ilişkin dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu.

“Piyasaların odağı faiz kararından çok FED’in mesajlarıydı”
Develi, faizlerin sabit tutulmasının büyük ölçüde beklendiğini belirterek, asıl önemli noktanın FED’in kullanacağı iletişim dili olduğunu söyledi:
“Öncelikle FED’in faizi sabit tutacağı bekleniyordu. Yüzde 60’ın üzerinde bir beklenti vardı. Ancak piyasaların asıl odaklandığı konu, FED’in karar sonrası vereceği mesajlardı. 9’a karşı 3 oyla alınan karar, enflasyonun yeniden yükselme ihtimali ve buna karşı faiz artırımı seçeneğinin FED içinde ciddi şekilde konuşulduğunu gösteriyor.”
“Kevin Warsh enflasyon odaklı bir duruş sergiledi”
Yeni FED Başkanı Kevin Warsh’un söylemlerini değerlendiren Develi, enflasyonla mücadele konusunda sert bir ton kullanıldığını ancak yol haritasının henüz netleşmediğini ifade etti:
“Kevin Warsh, Trump’ın desteklediği bir isimdi. Göreve geldikten sonra enflasyon odaklı ve enflasyonla mücadeleyi önceleyen bir dil kullandı. Ancak bu mücadelede hangi araçların kullanılacağına ilişkin net bir çerçeve ortaya koymadı. Bu da piyasalarda belirsizlik oluşturuyor.” dedi.

Develi, ABD piyasalarında eylül ayında faiz artırımı beklentisinin yüzde 80’in üzerine çıktığını belirterek, “J.P. Morgan da faiz artırımı beklentisini öne çekti. Daha önce 2027 için öngörülen artış ihtimali bu yılın sonuna kadar çekilmiş durumda. Piyasalar artık faiz artırımını ciddi şekilde fiyatlıyor.” ifadelerini kullandı.
“FED’in şahin duruşu devam ediyor”
Haziran ayı enflasyon verilerinin karar sürecinde dikkate alınmadığını söyleyen Develi, bunun FED’in enflasyona karşı taviz vermeyeceğinin göstergesi olduğunu dile getirdi:
“Haziran ayında çekirdek enflasyon enerji fiyatlarının gerilemesiyle yüzde 4,1’den yüzde 3,5’e düştü. Ancak FED bu veriyi karar sürecinde dikkate almadığını açıkladı. Bu durum, enflasyona karşı şahin duruşun devam edeceğini gösteriyor. Kevin Warsh şu an oldukça sıkışmış durumda çünkü faiz artırımı dışında enflasyonla mücadeleye yönelik net bir plan henüz açıklanmış değil.” dedi.

“Savaş ve petrol fiyatları FED’in elini zorluyor”
Petrol fiyatlarındaki yükselişin küresel enflasyon üzerinde baskı oluşturduğunu vurgulayan Develi, savaşın ekonomik etkilerine dikkat çekti:
“Bugün yine dönüp dolaşıp savaş ve Hürmüz Boğazı’na geliyoruz. Petrol fiyatları 92 dolar seviyesinde. Haziran ayında petrol 70 dolara kadar gerilemişti ve enflasyon da düşmüştü. Ancak şu anda petrol yeniden yükseldi. Bu durum ABD’de benzin fiyatlarını da artırıyor. ABD halkı ekonomiyi büyük ölçüde petrol fiyatları üzerinden değerlendiriyor. Petrol yükseldiğinde enflasyon algısı da güçleniyor.”
Trump’ın savaş söylemlerinin de petrol fiyatlarını kontrol etmeye yönelik olduğunu ifade eden Develi, “Bir yandan İran’a yönelik sert açıklamalar yaparken diğer yandan ateşkes mesajları vererek piyasadaki tansiyonu yönetmeye çalışıyor. Çünkü enerji fiyatlarının kontrol edilememesi tüm dünyada maliyetleri artırıyor.” değerlendirmesinde bulundu.
“Altın üzerinde faiz baskısı sürüyor”
Altın fiyatlarının sıkışık bir bantta hareket ettiğini söyleyen Develi, bunun temel nedeninin FED’in şahin mesajları olduğunu belirtti:
“Altın şu anda 3.950 ile 4.200 dolar arasında sıkışmış durumda. Dünya Altın Konseyi merkez bankalarının 2026 yılında da altın almaya devam edeceğini açıklıyor. Hane halkının da altın talebi sürüyor. Buna rağmen altın yükselmiyor çünkü mevduatın reel getirisi daha yüksek. FED’in şahin dili doları güçlendiriyor ve güçlü dolar da altın üzerinde baskı oluşturuyor. Dolar güçlendiğinde altın düşer. Ayrıca savaş ortamında yükselen petrol fiyatları enflasyon kaygılarını artırıyor ve bu da altını baskılayan unsurlardan biri oluyor.”

“Trump’ın ekonomik modeli baskı altında”
Trump’ın ekonomik programının düşük faiz üzerine kurulu olduğunu belirten Develi, mevcut koşulların bu hedefle çeliştiğini söyledi:
“Trump’ın ‘Önce Amerika’ politikası düşük faiz ve üretimin ülkeye geri dönmesi üzerine kuruluydu. Ancak savaşın ve gümrük tarifelerinin oluşturduğu enflasyonist baskılar nedeniyle FED’in faiz indirmesi mümkün görünmüyor. Trump daha önce Powell’a sert eleştiriler yöneltmişti. Daha düşük faiz isteyen Trump’ın desteklediği Kevin Warsh ise göreve geldiği günden itibaren enflasyon odaklı bir yaklaşım benimsedi. Şu anda piyasa eylül ayında faiz artırımını yüzde 80’in üzerinde ihtimal olarak fiyatlıyor. Eğer bu gerçekleşirse içeride borçlanma maliyetleri daha da yükselecek ve Trump’ın ekonomik hedefleriyle çelişen bir tablo ortaya çıkacak.”

TÜİK’in işsizlik verisini de değerlendirdi
TÜİK Haziran ayı iş gücü verilerini de yorumlayan Develi, işsizlik oranındaki düşüşün ekonomi açısından olumlu olduğunu söyledi:
“Mevsim etkisinden arındırılmış işsizlik oranının yüzde 7,6’ya gerilemesi oldukça olumlu bir gelişme. Özellikle sıkı para politikasının uygulandığı bir dönemde işsizliğin düşmesi Merkez Bankası’nı da rahatlatacaktır. İstihdamdaki artışta mevsimsel etkilerin önemli payı var. Yaz aylarında turizm, tarım ve ticaret faaliyetlerinin hızlanması istihdamı destekliyor. Buna rağmen yüksek borçlanma maliyetlerinin ekonomide baskı oluşturduğunu da göz ardı etmemek gerekiyor. İşsizliğin yüzde 7,6’ya gerilemesi ekonomik aktivitenin sağlıklı ilerlediğini gösteriyor. Aynı zamanda Merkez Bankası’nın enflasyonla mücadele konusundaki motivasyonunu artıracak bir veri niteliğinde. Türkiye’nin makroekonomik görünümü açısından da pozitif bir algı oluşturacaktır.”

