Cumhurbaşkanlığı Güvenlik ve Dış Politikalar Kurulu Üyesi Prof. Dr. M. Akif Kireçci, ABD’nin taleplerinin ne kadarının Washington’a ne kadarının İsrail’e ait olduğunun dikkatle analiz edilmesi gerektiğini vurguladı. Kireçci, savaşın arka planında “ABD’nin İsrail adına hareket ettiği” yönünde bir algı oluştuğunu belirterek, bu durumun göz ardı edilmemesi gerektiğini ifade etti.
İran’ın nükleer silah geliştirmeme yönünde geçmişte taahhüt verdiğini hatırlatan Kireçci, dini liderin de bu yönde bir fetvası bulunduğunu söyledi. Uranyum zenginleştirme konusunda ise İran’ın yüzde 60 seviyesinde durmayı kabul ettiğini ve savaş öncesinde kademeli düşürme konusunda anlaşmaya varıldığını dile getirdi.
Geçici ateşkeslerin kalıcı barış anlamına gelmediğini vurgulayan Kireçci, bu durumun “tek taraflı bir kısıtlama” doğurabileceğine işaret etti.
Yaptırımlar, Ekonomik Baskı ve İran’ın Durumu
Kireçci, İran’ın uzun yıllardır ağır yaptırımlar altında olduğunu ve bu nedenle petrol ve doğalgaz kapasitesinin yalnızca yaklaşık yüzde 25’ini dünya piyasalarına sunabildiğini belirtti.
İran’ın uluslararası finans sisteminden dışlandığını ifade eden Kireçci, ülkenin uluslararası kuruluşlara ödeme yapabilmek için yılda sadece birkaç saatlik finansal erişim imkânı bulabildiğini söyledi. Bu durumun, İran’la ticaret yapan ülkeleri ve şirketleri de yaptırım riskine soktuğunu vurguladı.
Nükleer Tesisler ve İsrail’in Talepleri
ABD ve İsrail’in İran’ın nükleer kapasitesini tamamen ortadan kaldırma hedefiyle hareket ettiğini belirten Kireçci, bunun esasen İsrail’in talebi olduğunu söyledi. Ancak nükleer tesislerin yok edilemediğini ve özellikle Natanz ve İsfahan’da İran’ın yeniden yığınak yaptığını ifade etti.
Balistik füze meselesinin de yine İsrail kaynaklı bir talep olduğunu belirten Kireçci, bu sistemlerin ABD için doğrudan tehdit oluşturmadığını dile getirdi.

ABD’de Karar Alma Süreçleri ve İsrail Etkisi
ABD’de karar alma süreçlerinin şeffaf olmadığını söyleyen Kireçci, Trump döneminde alınan kararların kurumsal raporlar yerine liderler arası görüşmelerle şekillendiğini belirtti.
“Ne CIA ne Pentagon raporları dikkate alındı” diyen Kireçci, kararların büyük ölçüde Netanyahu-Trump görüşmeleri üzerinden alındığını, hatta Mossad’ın Trump’a sunum yaptığı iddialarının gündeme geldiğini hatırlattı.
Bu durumun hem müttefikleri hem de diğer ülkeleri tedirgin ettiğini vurguladı.
Hürmüz Boğazı: Küresel Ticaretin Kilit Noktası
Hürmüz Boğazı’nın uluslararası geçiş güzergâhı olduğunu belirten Kireçci, burada özel bir sözleşme bulunmadığını ifade etti. Boğazın, Babülmendep ve Malakka gibi küresel ticaretin “chokepoint” noktalarından biri olduğunu vurguladı.
Savaş öncesinde günlük yaklaşık 138 geminin geçtiğini, ancak çatışmalar sonrası bu sayının 8-10 gemiye kadar düştüğünü belirten Kireçci, küresel petrol ve doğalgaz taşımacılığının yüzde 20-25’inin bu hat üzerinden gerçekleştiğini söyledi.
Bu sevkiyatın büyük bölümünün Asya’ya yöneldiğini belirten Kireçci, Hürmüz’ün tıkanmasının küresel enerji arzını ciddi şekilde sekteye uğratacağını ifade etti.
ABD-İran Gerilimi ve Abluka Tartışması
Kireçci, ABD’nin Hürmüz’de kontrol sağlamak ve İran limanlarına abluka uygulamak istediğini, İran’ın ise geçişleri kendi kontrolünde tutma ve ücretlendirme talebinde bulunduğunu söyledi.
ABD’nin böyle bir adım atması durumunda küresel enerji akışının tamamen durabileceğini belirten Kireçci, bunun “açmak isterken tamamen kapatma” sonucunu doğurabileceğini ifade etti.
İran Devrim Muhafızları’nın abluka halinde bunu savaş sebebi sayacağını açıkladığını hatırlatan Kireçci, durumun son derece tehlikeli olduğunu vurguladı.
Çin Faktörü ve Küresel Güç Dengesi
Çin’in süreçte doğrudan değil dolaylı rol oynadığını belirten Kireçci, Pakistan üzerinden yürütülen görüşmelere dikkat çekti. Çin’in jeoekonomik stratejiye odaklandığını ve doğrudan askeri çatışmadan kaçınmaya çalıştığını ifade etti.
Ancak Çin’in artık kendisini küresel güç olarak konumlandırdığını belirten Kireçci, gerektiğinde savaşa hazır olduklarını söylediklerini ancak fiilen çatışmaya girmek istemediklerini dile getirdi.

Türkiye’nin Rolü ve Jeopolitik Konumu
Türkiye’nin süreçte kritik bir konumda olduğunu belirten Kireçci, kalıcı bir barış görüşmesine en uygun ülkenin Türkiye olduğunu söyledi.
Türkiye’nin hem deniz hem kara ticaret yollarının merkezinde bulunduğunu ifade eden Kireçci, bölgedeki krizlerden en fazla etkilenen ikinci ülkenin Türkiye olduğunu vurguladı.
Türkiye’nin diplomasi ve barış odaklı yaklaşımının altını çizen Kireçci, “Türkiye’nin yıldızı önümüzdeki dönemde parlayacak” dedi.
Körfez Ülkeleri ve Gelecek Senaryosu
Körfez ülkelerinin mevcut ticari üstünlüğünün zayıflayabileceğini belirten Kireçci, özellikle Dubai merkezli ticaret düzeninin geleceğinin belirsiz olduğunu ifade etti.
Barışın sağlanması halinde yeni dengelerin oluşacağını belirten Kireçci, Türkiye’nin bu süreçte daha güçlü bir aktör haline gelebileceğini dile getirdi.
Sonuç: Çok Katmanlı Bir Kriz
Kireçci, İran-ABD-İsrail hattındaki krizin yalnızca nükleer meseleyle sınırlı olmadığını, enerji yolları, küresel ticaret ve büyük güç rekabetinin de bu denklemin parçası olduğunu vurguladı.
Taraflar arasında kalıcı bir çözümün ancak çok taraflı ve kapsamlı bir uzlaşıyla mümkün olabileceğini belirtti.

